Ben miyim karanlıklar içinde , yoksa karanlık mı benim içimde ? Güneşi mi kaybettim yoksa güneş mi unuttu doğmayı ?
Gecenin sessizliği mi çınlayan kulağımdaki yoksa sensizliğin içindeki sessizlik mi çığlık çığlığa bağıran?Ben miyim çıldıran yoksa sensizlik mi beni benden alan?Kelimeler mi yetmiyor anlatmaya yoksa ben miyim sevgimi anlatamayan sana?
Her Lafa Verilecek Bir Cevabım Vardır Önce Lafa Bakarım Laf mı Diye Sonra Söyleyene Bakarım Adammı Diye
üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer verirsen seni arda kalan iki kuruş için satar.....
NE ZAMAN Kİ, DENİZLER GÖL, GÖLLER DENİZ OLURSA, KAYALARDA NÜLİFER, AĞAÇLARDA GÜL BİTERSE, GÜNEŞ KARARIR, AY ÇİMENLER ÜSTÜNE DÜŞE
Rabbimiz, sadece kendini düşünen, kendi iyiliğini isteyen bencil insanlardan hoşlanmaz.
İslâmiyet îsar dinidir. Yani, kendi nefsine başkasını tercih ahlâkı asıldır. Diğergâmlığı telkin eder.
"Nefsî, nefsî" değil, "Ümmetî, ümmetî" diyen, yani kendinden önce ümmetini düşünen bir Peygamberin yoludur.
Müslüman, İslâm’ın bu ümmetçi, toplumcu ve bütüncü ruhunu idrak ettiği, ferdiyetçilik ve bencillikten, şahsî çıkarcılıktan sıyrıldığı nisbette, Allah’ın rızasına nail olur. Rabbini kendinden hoşnud eder.
Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın “Bismillahirrahmanirrahim” diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı. Kocası, buna kızar, yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O kadın ise, bu duruma sabreder ve eşinin doğru yola gelmesi için Allah’a dua ederdi.
Bir gün, adam iyice öfkelenmişti. Kendi kendine “Şuna bir oyun çevireyim de görsün; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak...” diye söylenip duruyordu. Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı, artık bütün çirkinliğiyle, içinde dolup taşmıştı. Hanımını çağırdı, ona bir kese altın vererek: “Bunu iyi sakla!” diye tembih etti. Kadın da besmeleyi çekerek keseyi sakladı. Bu arada kocası da onu gizlice takip ediyordu. Sonra karısının haberi olmadan keseyi, karısının sakladığı yerden aldı. İçindeki altınları boşaltarak keseyi derin bir kuyuya attı.
Aradan çok geçmeden karısını çağırdı ve “Sana verdiğim bir kese altını hemen getir.” dedi. Kadın koştu keseyi sakladığı yere, “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek elini uzattı. Tam o anda, Allahu Teala’nın emriyle, kese kadının sakladığı yerde içindeki altınlarla beraber aynen duruyordu. Islanan keseden suları damlıyordu. Kadın neden ıslak olduğunu anlayamadı ve keseyi kocasına getirdi. Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok şaşırdı ve karısının söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı. Sonra karısına; “Sana çok zulmettim, çok canını yaktım, beni affet.” diye yalvarmaya başladı. Allah’a tevbe ve istiğfar etti. İbadetlerine bağlı bir insan oldu. O günden sonra dua ve yakarışlarında hep şöyle derdi:
“Ya Rabbi! Bana dünyam ve ahiretim için hayırlı, saliha bir kadını eş olarak verdiğin için, sana hakkıyla şükretmekten acizdim, beni affet Allah’ım...” O saliha kadın ise, “Ya Rabbi! Sana şükürler olsun ki, duamı kabul edip kocamı salihlerden eyledin...” diye dua ediyordu. Bu hikayeden alınacak ibretler ve çıkarılacak hikmetler çoktur. Büyükler demişler ki: “Sabrın kendisi acıdır, lakin meyvesi tatlıdır.”
selam ve dua ile KARDEŞİM.SAYFANIZ HAYIRLI OLSUN.VESSELAM
çok ama çok sevdiğim bir arkadaşım kendisi galata saraylı olması haricinde dört dörtlük bir insandır biraz masum biraz hırçın ama tam bir yardım sever ama şimdiye kadar ben bir yardımını göremedim kelebek gibi uçar arı gibi sokar ben anu çok seviyorum canuuummm bennüümmmmm